• Cv hazırlamanın püf noktaları

    Olmak ya da olmamak arasında sadece 6 saniyeniz var desem. Peki, bu 6 saniye ne anlama geliyor...

  • Kariyer Haritası Nasıl Hazırlanır

    Evet bakalım gençler, kendini genç hissedenler ve sevgili y kuşağı. Bu seferki insan kaynakları yazımızda kariyer planlaması nedir, kariyer haritası nasıl çizilir bunu öğreneceğiz. Her zaman dile getirdiğim üzere kariyerinizi şekillendirmeye daha üniversite sınavına hazırlanma aşamasında başlamanız gerektiğini söylüyorum size. Çok basit düşünün;...

  • İşe İade Davası

    Nerede bir cümle içinde ''işe iade'' kelimeleri geçerse orada akan sular durulmalı. Bu konu hem işçi hem de işverenler açısından dipsiz bir kuyuya benzer. Belkide iş hukuku konusunun en önemli konu başlığı ''işe iade davasıdır''...

  • Stres Mülakatı

    tres mülakatı; mülakat teknikleri içinde her iki tarafı oldukça geren belkide tek mülakat tekniğidir bu. Google'a ''stres mülakatı nasıl yapılır'' diye aratacak derecede kırmızı çizgiler içeren ve konunun uzmanları tarafından yapılması elzem bir mülakattır. Peki bu mülakat hangi meslekler için uygulanır?...

  • Kariyer.net Taktikleri

    Kariyer.net’te bir ilana ortalama 2500 başvuru geliyor. Ortalama belirtiğim bu rakam 3000’leri buluyor büyük şehir ilanlarında. Bu binlerce kişi arasında kaybolmamak için gerekli birkaç tüyoyu sizinle paylaşayaım istiyorum. ...

Ege Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çelişkilerle Yönetim

0 comments


Çelişkilerle Yönetim 

Merhaba. PERYÖN Ege zirvesinde onur konuğu olarak Drone İK konuşması yapan ve o sahneye çıktığı andan itibaren tüm salonun ayakta alkışladığı Ege Üniversitesinde İnsan Kaynakları dersleri veren akademisyen sayın Tamer Keçecioğlu’nun bloğuma özel gönderdiği 3. Yazıyı paylaşıyorum. 

Örgütlerde ve toplumda çelişkilerle yönetimin sonuçları ve getirdikleri.

Radikal bir saptama ile yazımıza başlayalım; algılarımızı, değerlerimizi, kültürümüzü yeniden kurmalıyız. Hayallerimiz, düşlerimizi harekete geçirmeliyiz. Kendimizle, işimizle, çevremizle korkusuzca yüzleşmeyi göze almamız gerekir. Böyle bir hesaplaşmada yürekli olmamız gerekir. Örgütün oluşturacağı kaygı koşulları ile bir gerilim ve belirsizlik durumu yaratarak, kendimiz ve çevremizde algıladığımız şeyleri nasıl bildiğimize ilişkin sorular ortaya atarız. Bu koşullar bizi alışageldiğimiz, kanıksadığımız tepkileri aşıp daha rafine ve daha ayrıştırıcı, analitik tepkiler geliştirmeye zorlar. Alışılmadık tepkilerdir bunlar.

Yukarıda saptama ile belirttiğimiz algılama, yalnızca bakmanın ötesinde gördüğümüzü yorumlama ve değerlendirme becerimize bağlıdır. Modern bürokratik toplumlarda ve örgütlerde insanlar tekdüze, sıkıcı, tekrarlayıcı, alışıldık işleri yapacak ve davranışları gösterecek biçimde eğitirler. Bütün örgütsel yaşamını sürekli olarak yinelediği, tekrarladığı (aynı zamanda kendini yinelemektedir.) birkaç görevi yerine getirmekle geçiren kimsenin düşünme tarzı da mekanikleşir, tek boyut kazanır; böyle bir kimsenin alışıldık çalışmasının yüzeyselliğinin örgüsü ötesine pek geçemez. Kişi içinde, yüreğindeki organik canlılığı öldürmüş olur. Kavrayış, yargı ya da imgelem gibi düşünsel yeterliliklerini kullanacak olanağı pek bulamaz. Zaten örgütlerin çoğundaki mekanik koşullar bu tür bir olasılığın altyapısını da hazırlamaz. Eleştirisel yeterlilikler körelir, köreltici bir aynılığın duyarsızlaştırdığı algılama canlılığını yitirir. 
Duyarsız örgütler ancak kendi ilgi alanları kadar konulara ve kişilere bakarken, aktif tepkicikleri de ölür.

Kısıtlı bakış açısı kısıtlı dünya demektir. Bu tür bir toplu esrime, kendiliğinden ve refleks tepkileriyle genellikle değişikliğe uğramaz. Rahat zihin, onu sarsacak bir şey/koşul olmadıkça değişiklik göstermez ya da deneyimle gelişmez. Zihin haritamızı sarsmalı, sorgulamalı ve yeniden kurmalıyız. Örgüt içindeki tedirgin edicilik bu tekdüzeleştirici sürece düşünce alışkanlıklarımızı sarstığı, anlayışımızı zorladığı için karşıt bir eğilim işlevini görür. Örgütteki tekdüzeleştirici ve aynılığa karşı oluşturulan ''yadsıyıcı güç'' mekanik yaşam tarzının sahte kendiliğidenliğini yıkar. Kaygı koşullarını mevcut kültürel değerleri, inanışları, varsayımları yıkma eğilimleriyle hemen tanımak olasıdır. İnanılabilir sınırlarına uzanma, kabul edilebilir olanın sınırları dışında bir konuma yerleşirler. Bütün alışıldık uygulamalardan uzaklaşmaya, beklentilerimizin yıkılmasını sağlamaya mecburuz. 

İnsanın kendini taklit etmesi ya da yinelmesi, sonradan sayesinde bilinebileceği ya da sınıflandırılabileceği bir ''üslup/stil'' geliştirme riskine girmesi anlamını taşıyordu. Kültürel risk örgütlerin karşılaştığı yeni sorunlara yeni çözümler aramasına yol açacaktır. Bu yüzden asıl hedef, insanın kendisiyle olabildiğince çelişkiye düşmesidir. Çelişkinin getirdiği, süreklediği karşıtlıklar geniş perspektifler üzerinde ayrıştırıcı/analitik düşünme sınamaları yapmamıza, çelişkileri genişliğine ve derinliğine kavramamıza ve çelişkileri yeniden kişisel ve örgütsel hedefler doğrultusunda bütünleştirmemize yol açacaktır. Nüfuz, statü, mevkii satın almak/elde etmek için çalışanlar esinlerini, rüyalarını satmak zorunda kalmışlardır. Ya çelişkilerimizi yalanlamak ya da onlarla beraber, içiçe yaşamak gibi bir tarihsel seçimle karşı karşıya kalırız.

Çelişkilerle yaşamak bizlerin bilincini ve enerjisini her zaman atik ve canlı tutacaktır. İçinde yaşadığımız toplumun ve örgütün (örgütler toplumun aynasıdır) değerleri acı çekmeyi, zorluğu ve güç koşulları değersizleştirip rahatlığı, etkililiği ve mesleki başarıyı öne çıkaran bir toplum ve örgüttür. Çalışanlara empoze edilen kültürel değerlerin uygulanmasında her zaman başarı beklenmemelidir. Çalışanların bu değerlerin yaratıcısı ve katılımcısı olmaması nedeniyle her zaman, darılma, içerleme ve mevcut durumdan memnun olma davranışları konusunda açık bir kapı bırakılmalıdır. Bu değerlerin yaratıcısı olan çalışanlar içsel motivasyonla değerler parçası olmak zorundadırlar.Dünyamızdaki öncelikler davranışlarımızın her dokusuna nüfuz etmektedir. Bireyin peşine düştüğü idealler genelde toplum, özelde örgütsel yapıya bağlıdır.

Bireysel davranışlar ve örgütsel yapı arasındaki doku uyuşumunu dikkatlice sorgulamamız gerekmektedir. Tekdüzeliğe, aynılığa, tekrarlamaya karşı ''yanlış bilinç'' üretmek hem bireye hem de örgüte kendisine özgü bir yaşam ve devinim kazanır. Kendisi olmak farklılığından kaynaklanır. Başarı ve statü, beraberinde uyumlu olma sonucunu getiren güçlerdir. Dünyayı sunulan biçimiyle yorumlamaya ve belirli davranış tarzlarına ısrarla bağlı kalmaya zorlarlar. Kaygı düşünceleri bilinen standart tepkileri uyandırmaz, daha çok geleneksel olarak heyecanlandırma, arındırma, uzlaştırma işleviyle açıkça çelişir görünmekte, bunların yerine şok ile kuşkunun dengesizliğini geçirmektedir, yerleştirmektedir. Ana işlevleri eleştirisel bir bilinç yaratmaktır.

İnsanı öne çıkaran kültürel bilincidir. Bir tüketim ekonomisinde yaşadığımız için, bizimkinden farklı bir başka yaşama tarzının, düşünme şeklinin olduğunu ya da olabileceğini hayal etmemiz zordur. ne var ki, insana özgü yaratıların yer aldığı çok geniş yelpazeye baktığımızda, bizim değerlerimizin dünyayı anlama ve yargılamayı sağlayacak tek ve mükemmel standartlar olmadığını açıkça görürüz. Bu aşamada yanıtlanması gereken soru şudur: Modern kişinin yabancılaşması hala toplumsal açıdan üretici bir kaynak olarak görülebilir mi? Yoksa o da biraz refah ve daha rahat bir hayat, statü ve mevkii vaadiyle baştan/yoldan çıkarılıp çoktan sistemin bir parçası haline gelmiş midir? Bu soru henüz yanıtlanmış değildir. Farklı düşünme ve yaratıcılığın bir kaynak olarak görülmesi örgütlerde ivme kazanmalıdır. Eylemlerimizi gerçekleştirirken güttüğümüz amaç uygulamada tersine çevrilir ve karşıt çıkarlara hizmet eder hale gelirse sisteme katılmış oluruz. Sistem herkesi aynı şekilde düşünmeleri konusunda zorlamaktadır.

Günümüzün son derece katı örgütlerin kendilerine özgü inanç yapısının aşama aşama çözülmesine katkıda bulunmak amacıyla, onun kullandığı yöntemlerden birini taklit edip kullanmaktan başka çıkar yol yoktur. Değer yaratmak üzere yola çıkan çağdaş toplumdaki herhangi bir kişi dış dünyayla aktif olarak ilişki kurulmalıdır. Sistemin dışında kalmak artık geçerli bir seçenek olmaktan çıkmıştır. Bu anlamda yalnızlık, insani yeterliliklerin ortaya konulması ve uygulanmasını gelce uğratmaktadır. İnsanı yeterliliklere ne pahasına olursa olsun işlerlik kazandırmak gerekir.

Örgütlerde farklılığı ve çeşitliliği öne çıkaran önemli ya da güçlü bir yabancılaşma konumunu bulabilmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Kendin olabilmek zorlaşmaktadır. Bireyselleşme zorlaşmaktadır. Her alandaki tekdüzelik, yaratıcılık, başlatıcılık, kendini anlama ve anlatma olanaklarını yok etmektedir. İnsan beyninin sistemce ele geçirilmesi ile düşüncelerimize ve eylemlerimize tekdüzelik sızmaktadır. Ruhlarımızın bu tekdüzelikten, aynııktan tekrarlardan arındırılması örgütsel felsefenin temelini oluşturmaktadır. İnsanların her gün aynı tekrarlamalı işleri gerçekleştirmesinden çok yaratıcılık ve başlatıcılık önündeki engellerin kaldırılması önemli öncelikler arasında olmalıdır.

Saygılarımla,
iKMania

Devamını oku... »

Yetkinlik Bazlı Performans Değerlendirme Modeli: Örnek Bir Uygulama

0 comments


Yetkinlik Bazlı Performans Değerlendirme Modeli: Örnek Bir Uygulama


Merhaba.

Ege Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi Yüksek Lisans bitirme tezi olan Yetkinlik Bazlı Performans Değerlendirme Modeli: Örnek Bir Uygulama adlı projeyi paylaşıyorum. Tez toplamda 80 syfa olduğu için bölümlere bölerek paylaşıma açacağım.

Saygılarımla,
iKMania



Devamını oku... »

PERYÖN – Kariyer Melekleri Projesi

0 comments


PERYÖN – Kariyer Melekleri Projesi

Merhaba. PERYÖN Ege Şubesi ve Ege Üniversitesinin katkılarıyla çok güzel bir proje çalışması ortaklaşa gerçekleştirilmektedir.  Projenin amacı olarak üniversite hayatının başlaması ile birçok öğrencinin kafasında soru işareti olarak oluşmaya başlayan  ‘’Hangi departmanda çalışmalıyım? Çalışmak istediğim bu alan bana uygun mu? Çalışmak istediğim departmanın çalışma koşulları nelerdir? Bu alanda çalışmak için kendime neler katmalıyım?’’ gibi sorulara deneyimli mentorler aracılığıyla cevap bulma ve genç mentee arkadaşlara yardımcı olma üzerine kuruludur.

Kısaca mentorluk kavramına da kısaca değinmemiz gerekirse eğer, Mentor ve mentiden oluşan iki kişi için  bir öğrenme süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu süreçte mentorun kendi bilgeliğinden mentinin bilgeliğinin gelişimi için faydalanması esastır.

Koçluk ve mentorluk arasındaki farklar ise; koçun temel hedefleri performansı geliştirmek, davranış değişimi yaratmak, beceri geliştirmek, değişimi yönetmesini sağlamaktır. Mentörün temel hedefleri ise; menteenin kişisel ve kariyer gelişimine rehberlik yapmak ve desteklemektir.

Mentör yaklaşımı: "Beni izleyin ve yaptıklarımı örnek alın."

Koç yaklaşımı: "Ne yapmayı istiyorsun?"

Geçen haftalarda Ege Üniversitesinde konferans salonunda mentor – mentee eşleşmesi gerçekleşti. Benim de Ege Üniversitesinde öğrenci olarak okuyan 2 mentee ile eşleşmem gerçekleşti. Yaklaşık 6 – 7 ay süreceli hazırladığım programda ilk buluşma ve tanışma seansını da gerçekleştirdik. / ay sürecek olan bu mentorluk sürecinde karşılıklı olarak çok faydalı paylaşımlar gerçekleşeceğine eminim. Siz de mentorlukle ilgili bilgi almak ve hizmetten faydalanmak isterseniz eğer benimle anilguclu@hotmail.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.

Saygılarımla,
iKMania

Devamını oku... »

Ege Üniversitesi Yüksek Lisans Anketi

0 comments

Ege Üniversitesi Yüksek Lisans Anketi

Merhaba. Az sonra linkte paylaşacağım aşağıdaki anket formu, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Kaynakları Yönetimi ve Yönetim Geliştirme Tezsiz Yüksek Lisansı Programı kapsamında hazırlanan ’Yetkinlik Bazlı Performans Değerlendirme Modeli: Örnek Bir Uygulama’’  konulu bitirme projesine temel oluşturacak araştırmayı yapabilmek için hazırlanmıştır.  

Ankette toplam 20 soru bulunmaktadır ve anket 10 dk. sürmektedir. Tezin konusu derin bir konu olduğu için anketi bu şekilde hazırladım. Soru sayısını azaltmak anketin güvenilirliğiyle uyuşmayacagi için sistem bu şekildedir.

Yüksek Lisans bitirme tezi olan bu anket çalışmasına kamu sektörü hariç olmak üzere özel sektörde aktif olarak çalışan herkes katılım gösterebilir.

Anket Kasım sonu Aralık’ın ilk haftasına kadar devam edecektir.

Anketi hazırlamama ve tezin başından beri bana yardımlarını esirgemeyen danışman hocam olan Doç. Dr. Nazlı Ayşe AYYILDIZ ÜNNÜ'ye de ayrıca teşekkür ederim.

Anketteki sorularla ilgili verdiğiniz cevaplarınız kesinlikle çalıştığınız işletme, departman veya şahsınızla ilgili herhangi bir değerlendirmede kullanılmayacaktır. Yanıtlarınız tümüyle gizli tutulacak olup, bilimsel amaçlar ile değerlendirilecektir. Sorulara vereceğiniz samimi cevaplar ve ayırdığınız zaman, çalışmanın amacına ulaşması bakımından önemlidir.

Değerli katkılarınız için şimdiden teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

Anıl GÜÇLÜ, Doç. Dr. Nazlı Ayşe AYYILDIZ ÜNNÜ

Yetkinlik Bazlı Performans Değerlendirme Yüksek Lisans Bitirme Tezi Anketi

Devamını oku... »

İnsan Kaynaklarında Yüksek Lisans İlişkisi ve Ege İK Yüksek Lisans

0 comments


İnsan Kaynakları ve Yüksek Lisans İlişkisi

Merhaba. İnsan Kaynaklarında yüksek lisans yapmanın faydası olup olmadığıyla ilgili kafalarda çok soru işareti oluşmaktadır. Öncelikle çok kısaca yüksek lisans türlerinden bahsedelim.

Tezli yüksek Lisans: Tıpkı tezsizde olduğu gibi derslere devam zorunluluğu vardır ve genelde dersler sabah ve öğle saatlerinde olduğu için çalışan kişilere pek uymamaktadır. Eğer iş hayatına daha atılmamış veya çalışma hayatına ara vermiş kişiler için tezli yüksek lisans mantıklıdır. Bu yüksek lisansı bitirebilmek için tez yazmanız ve yazdığınız tezi jüri karşısında savunmanız gerekmektedir. Akademisyen olmak isteyenlerin gideceği yoldur.

Tezsiz Yüksek Lisans: Bazı yerlerde MBA olarak da geçen, ders saatleri akşam 6’dan sonra olan yüksek lisans türüdür. Özellikle İK açısından bakarsak hem halihazırda bir yerde çalışan ve akşam mesai sonrası derslere gelerek bilimsel yetkinlik katkısı olan bir programdır. Tezlide olduğu gibi %70 derslere devam zorunluluğu vardır. Devamsızlıktan bırakılan öğrenciler vardır. Ne de olsa tezsiz diye düşünmemek gerek ki tezliden daha da zor olan bir programdır. Hem gündüz işe gidip haftanın 4 günü derslere gitmenin yoğunluğu, hem yoğun programda haftada bir verilen ve her ders için ayrı ayrı verilen makale yazma, proje hazırlama, dönem bitirme ödevleri gibi yoğun emek ister. Tezliden tek farkı bu programı bitirmek için tez yerine bitirme projesi yazılmaktadır ama tez yazma kuralları ile bitirme projesi yazma kurallarını araştırdığınızda ikisinin aynı şey olduğunu görürsünüz. Tezsiz yüksek lisansta sadece jüri karşısında yana yakalı bitirme projesini savunmuyorsunuz. Kariyer yapmak veya kariyerlerinde ilerlemek isteyenlerin gideceği yoldur.

Bu iki tür dışında birde uzaktan ve online programlar vardır ki tavsiye etmiyorum. Yüksek lisans dediğin durum örgün olmalı ve o sıralara oturmadan uzaktan verilen eğitimin pek bir katkısı olacağını düşünmüyorum.

İnsan Kaynaklarında Yüksek Lisans

İK’da kariyer yapmak isteyenler için muhakkak bilimsel olarak bu ortamı solumaları gerekmektedir. Genelde 1 veya 1.5 sene süren üniversitelerin yüksek lisans programları herhangi bir İK Uzmanlık sertifika programından çok daha fazla bilgiyi kişiye katar. Şunu da belirteyim üniversiteler akademik ve bilimsel eğitim kurumlarıdır. Yani herhangi bir üniversitede yüksek lisansa gittiğinizde size bordro yapmasını, puantaj nasıl tutulacağını veya SGK işten çıkış nasıl yapılır gösterileceğini sanıyorsanız hiç başlamayın. (Hoş Ege Üniversitesi farkı olarak yüksek lisans öğrencilerine özel olarak Personel Özlük Yönetimi ve Bordro Uygulamaları eğitimi vermiştim). Yüksek Lisans size kaynak gösterir, o kaynağı araştırmaya giden yolda yürüyüp yürümemek sizin inisiyatifinizdedir. Örneğin yüksek lisansta size performans değerlendirme şöyle yapılır diye gösterilmez. Performans değerlendirme nasıl daha iyi yapılabilir diye görüş bildirilir. Geri kalan araştırmayı yapmak size kalmıştır veya performans değerlendirmede Balans Skor Kartı uygulaması var denilir. Konunun özeti size aktarılır. Balans skor kartı neymiş ne değilmiş diye araştırmak veya araştırmamak size bırakılmıştır. İşte bu araştırma ve öğrenme yolunu seçen kişiler için yüksek lisansın katkısı olacaktır. Sadece diploma almış olmak için okuyanlara ise İnsan Kaynaklarında Yüksek Lisans yapmak pek bir şey katmayacaktır.

Yüksek lisansın en büyük artılarından birisi de network sağlamasıdır. Aynı bölümde okuduğunuz dönem arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurduğunuzda aslında sadece dönemdaşlar dışında sizden önce veya sizden sonra mezun olmuş olanlarla da network sağlarsanız eğer yarın bir gün iş arama sürecine girdiğinizde network sayesinde işe girme olasılığınızın gayet yükselmektedir. Network demişken

Son
olarak da insan kaynaklarında yüksek lisans yapmanın belki de en büyük artısı CV’inize olan katkısıdır. CV’ye yazılan İK Yüksek Lisans mezunu ibaresi iş başvurularında sizi otomatikman bir çok adayın önüne koymaktadır.

Ege Üniversitesinde İnsan Kaynakları Yüksek Lisans Kalitesi

Yüksek lisans demişken İzmir, Ege Bölgesi ve hatta Türkiye çapında eğitim kalitesi bakımından ilk sıralarda gelen Ege Üniversitesi ve Ege Üniversitesinin İK açısından marka değeri olması konusuna değinmeden olmazdı. 9 Eylül gibi gene İzmir’in bir diğer sayılı üniversitesi yanında Ege Üniversitesinin en büyük farkı ve artısı kendi içindeki akademisyenlerin kalitesi ve hepsinin branşlarında ayrı bir marka olmasıdır. Başta İzmir ve Ege Bölgesinde İK ile ilgilenen herkesin ismini duyduğu ve İK alanında size çok şey katan Yrd. Doç. Dr Tamer KEÇECİOĞLU olmak üzere Stratejik Yönetim ve Kurumsallaşma açısından çok şey katan Prof. Dr. Jülide KESKEN, Davranış Bilimleri ve Liderlik açısından çok şey öğrendiğiniz ve size Örgütsel Davranış ve Liderlik konusuna farklı bir pencereden bakmayı sağlayan ve dönem projeleri çok zevkli geçen Doç. Dr. Nazlı Ayşe Ayyıldız ÜNNÜ (ki kendisi benim tez danışmanımdır), Küreselleşme, Örgütler ve Yönetim konusunda alanında en iyisi olan Yrd. Doç. Dr. Derya Kelgökmen İLİÇ ve daha nice değerli akademisyenler vardır.

Ege Üniversitesinin İK alanında marka değeri olması demişken hem alanında en iyi olan akademisyenlerden ders almak bu marka değerine artı puan katarken hem de günümüzde İzmir ve Manisa’da en önde gelen kurumsal firma ve holdinglerde ki İK Uzman, Müdür ve Direktörlerin bir çoğu Ege İK mezunudur. Manisa’da fabrikası bulunan ve Türkiye’de tanınmış elektronik ürünler üreten bir firmanın İK’sının neredeyse tamamına yakını Ege mezunudur. Gene Çiğli Organize’deki, Buca BEGOS’taki, Gaziemir Organize’deki ve Kemalpaşa Organize’deki fabrika ve işletmelerin İK’sının büyük çoğunluğu Ege İK’dan mezundur.

Kendi kişisel kariyer hedefim bakımından ilerlediğim yolda 30 olmadan Ege Üniversitesinde İK Yüksek Lisansı bitirmek istiyordum ve hayatımda aldığım en doğru kararlardan birisinin bu olduğunu gördüm. Bunun neticesinde de her dönem Ege İK Yüksek Lisans’tan mezun olan arkadaşlar bu marka değeri sayesinde ilk çalışma hayatlarına büyük firmalardan başlangıç yapmaktadırlar.

Ege Üniversitesi İK Yüksek Lisansla ilgili son olarak şunu belirteyim. Sağ olsunlar yakın çevremde ve sosyal medya üzerinden Ege’de Yüksek Lisans yapmak istiyorum seçilmek için ne yapmalıyım şeklinde çok soru geliyor. Benim dönemimde 170 kişi toplamda başvuru yapmıştı. Sınav, CV değerlendirmesi ve mülakatlar sonucunda 36 kişi seçilmiştik. Aynı şekilde benim dönemimde program 1.5 sene sürerken gerçekleşen mevzuat değişikliği nedeniyle program süresi 1 seneye düşürülmüştür ve haftai çi 5 gün dersler koyulmuştur. Her dönem artan sayıda başvuru sayısı gelmekte ve sınırlı sayıda kişiler bu programa seçilmektedir. Bu yüzden seçilme şansınız için sınava iyi hazırlanmalı ve mülakatta kendinizden emin, özgüvenli ve sorulan sorulara net kısa cevaplar vermeniz gerekmektedir.

Yaşasın İK, Yaşasın Ege Üniversitesi

Saygılarımla,
iKMania

Devamını oku... »

Örgütsel Ruh

0 comments

Örgütsel Ruh

Merhaba. Bugünkü yazıda Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İnsan Kaynakları Yönetimi ve Yönetim Geliştirme Yüksek Lisans hocası saygıdeğer  Yrd. Doç. Dr. Tamer KEÇEÇİOĞLU’nun örgütsel ruh ve örgüt kültürü üzerine yazdığı bir yazıyı paylaşıyorum. Kendisi blog’um için özel olarak kaleme aldığı bu yazıyı yayınlarken kendisine bir kez daha teşekkür ederken yazıya aşağıdan ulaşabilirsiniz. İyi okumalar.

Örgütsel Ruh

Teknolojinin özerkliği günümüz insanının örgütlerdeki yazgısını seçmesini engellemektedir. İnsanlarının beyinlerinin, yüreklerini ve hayallerini ele geçirildiği bir örgütsel sistemde karşı çıkış aslında örgüt insanına bir karşı duruşu ifade eder. Teknoloji ne zaman doğal bir engel ile karşılaşsa bu engeli ya canlı organizmanın yerine bir makineyi geçirerek ya da organizmayı artık belirgin olarak organik herhangi bir tepki ortaya koymayacak şekilde değiştirerek aşar.

Teknoloji ile insanın karşılıklı mücadelesi aslında örgütü ortaklık biçiminde yaratmak paydasında birleşir. Bu, insanın teknoloji yaratmaya giderek süreçlere, kararlara, daha az ölçüde aktif olarak katıldığı anlamına gelir. İnsanın pasifize edilmesi, tek kalıp ve perspektif ile sınırlandırılması insanı bir katalizör düzeyine indirgemiştir. Örgütlerde hayal dünyasında olsa da insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlanmaları istenirken yönetim uygulamaları ve davranışları bunu destekler niteliktedir. Bu da, insanların yaşamlarının gündelik gerçekliği içinde kendilerini oldukça kötü ve kendi koşullarınca tuzağa düşmüş hissetmelerini gerektirir. Kapana kısılmış duygusunda yaşayan insanın etkinlik ve verimliliği en az düzeydedir. ‘’Uğruna savaşacak herhangi bir iyilik için kötülüğe gereksinim vardır’’ savındaki kötülük insanların yaşadığı çaresizlik duygusunu ifade eder. Sistemde hiçbir şey yapamayacaklarını, hiçbir şeyi değiştiremeyeceklerini, işe uygulanacak hayallerin yaratıcıkların ve buluşçuluğun olmadığını hisseden insanlar, bu durum karşısında depresif hale gelirler. Depresyon, modern çağda örgütlerde insan beynini kemiren salgın hastalıkları andıran boyutlara ulamıştır. Hiçbir birey toplumu ve örgütü değiştiremez ama bireyler kendilerini, özellikle de kendilerine yol gösteren zihin yapılarını değiştirebilirler, yol haritalarını oluşturabilirler veya yeniden değiştirebilirler. Bu anlamda örgütlerde bireysel devrim geçerliliğini sürdürmektedir. Böylece örgütün ‘’ruh’’ kazanması ve kan hareketliliği sağlanmış olur.

Modern örgütlerin karşılaşabileceği en büyük tehlike, örgütlerin yapı, süreç ve sistemleri devam ederken ruhlarının ölmesidir. Ruhun ölmesi örgütün ileriye doğru bakışını, yaşama şansını ortadan kaldırır. Örgüt dışarıdan etkin ve verimli çalışmakla birlikte hareket enerjisini ve varlık nedenini kaybetmiştir. Örgüt artık içsel ölümle tanışmıştır. Bireyin sürekli olarak bireyliği vurgulamasına karşın aslında kendisine kayıtsız kalan bir dünyada ve örgütte duygusal olarak varlığını sürdürmesi önemli bir olgudur. İnsan potansiyelini harcayan modern örgüt artık ruhlarını da ele geçirmeye hazırdır. Modern toplu yaşamın boyutlarının büyüklüğü yüzünden bireylerin göz ardı edildiği, yok edici kaygının birer belirtisi olan çaresizlik, kurban edilmişlik ve tecrit edilmişlik duyguları hakim olur. Hiçlik korkusu tehdidi altında yaşayan birey edilgenlik tepkisine sığınmaktan başka bir yol görememektedir. Modern toplumun kitleselliği, bir örnekliği bireyin kendisini önemsiz hissetmesine yol açar; bireye, var olmaya hakkı olmadığını, içsel olarak önemsiz hissettirecek kadar yoğun bir etkidir bu. Bireye varlığının, var oluşumun haklılığı duygusunu yeniden kazandırmak örgütlerin temel görevlerinden biri olmalıdır. Var oluşunu duyumsamak ve ilan etmek bireyin en temel haklarından biridir. Mutlaka haklar ve görevler kesişmelidir.

Modern toplumun büyük ölçüde bilim ile teknolojinin yaratıcısıdır. Bizler örgütlerde büyük bir duygusal bedel ödeyerek yaşamaya çalışmaktayız. Ekonomik kazanç ile duygusal maliyetler arasındaki fark her gün açılmaktadır. Örgütler insan yaşamı üzerinde varoluşsal, çoğunlukla travmatik etkiye sahiptir. İz bırakan, yaralayıcı etkilerinin iyileştirilmesi zaman alır ve belki de imkansızdır. Bellek yıllar boyunca resim biriktirmiştir. Bunlar olaylardan, uzamlardan, sahnelerden, atmosferlerden, oluşma resimlerdir. Aynı zamanda, duygusal risk alanlarını oluşturmamız gerekir. İnsanlar karşılıklı ilişkilerinde riskler almalıdır. Bayatlığı, artığı, vasatlığı bir değer ve bir ideoloji olarak sahiplenmek, bir kültürel değer olarak algılamak örgütlerin kolayına gelmektedir. İnsani değerleri öne çıkaran yaklaşımları, inançları ve değerleri bir kültürel gelişim içerisinde değerlendirmek gerekir. Yüzeysel kavramlarla yüzeyselliği ulaşmayı amaçlamak artık genel geçer bir kural haline gelmiştir. Bu dar sığ kuralı yıkmak ve özellikle beyinde yıkmak gerekir. Önce bireysel sonra örgütsel devrimle. Örgütleri sığ kokan, durgun bir bataklıktan; akan, devinen ve sürekli yenilenen ırmağa dönüştürmek elimizdedir.

Saygılarımla,
iKMania

Devamını oku... »

Tamer Keçecioğlu ve İnsan Kaynakları Üzerine

0 comments


Tamer Keçecioğlu ve İnsan Kaynakları Üzerine

Merhaba. Bilindiği üzere günümüzde İnsan Kaynaklarının çatısı eski zamanlardan gelen bakış açısı neticesiyle ‘’personelcilik’’ altında yer almaktadır. İK’nın ana mutfağı olan Personelcilik yanında Stratejik İnsan Kaynakları yapılanmasını ve bu kavramı bilimsel temellere oturtarak yeni nesil İK yetiştiren en önemli akademisyenlerin başında Tamer Keçecioğlu gelmektedir. Özellikle Ege Bölgesinde yolu İK ile kesişmiş herkesin ismini en az bir kez duyduğu büyük hocalardan bir tanesidir. Şuanda Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İnsan Kaynakları Yönetimi Yüksek Lisans programında aktif derslere devam etmektedir. Özellikle ilk dönem dersi olan İnsan Kaynakları Yönetimi adlı derste her hafta İK’dan davet ettiği konukları ve ders sonrası çekilen selfie’lerle meşhurdur kendisi. Bu tür uygulamalı derslerle yeni nesil İnsan Kaynakları çalışanların yollarına ışık tutmaktadır.

Ege Üniversitesinin en değerli hocalardan birisi olan Yard. Doç Dr. Tamer Keçecioğlu’nu ve İK adına yaptıklarını anlatmaya ne benim kıdemim ne de bir paragraf yazı yeter. Kendisini tanımlayacak en önemli cümleyi kurmak istersem eğer; ’’ben daha 1988 yılında dünyaya anca geldiğimde kendisi 1990’ların başında İnsan Kaynakları alanında akademik çalışmalar  ve bilimsel projeler yazıyordu.’’

İK alanında büyük bir isim olan Yard. Doç Dr. Tamer Keçecioğlu geçtiğimiz günlerde 2 güzel projeye daha imza attı. Whatsapp Messenger programı üzerinden
Ege Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetim ve Yönetim Geliştirme Yüksek Lisans programından mezun olan veya halen öğrenci olanlar için iletişim platformu Whatsapp’tan İK Yüksek Lisans/Ege Üniversitesi grubunu kurdu. Networking ve iletişim benim en fazla değer verdiğim kaynaklardan birisidir. Bu platform sayesinde hem Ege Üniversitesinden mezun olanların birbiriyle tanışma şansı hem de grupta beyin jimnastiği, yeni proje ve fikirler, güncel gelişmeler ve İK’ya dair her şeyin konuşulup tartışıldığı bir ortam yaratılmıştır. Ege Üniversitesi İnsan Kaynakları Yüksek Lisans öğrencilerine özel kurulan bu grup dışında birde ‘’Ege-İK’’ adlı başka bir platform daha kurulmuştur. Bu grupta da genellikle Ege Bölgesinde İnsan Kaynakları profesyonelleri başta olmak üzere İK’ya gönül vermiş İK Gönüllüleri bulunmaktadır.
Uzun lafı kısası eğer siz de Ege Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetim ve Yönetim Geliştirme Yüksek Lisans programından mezun olmuş veya hali hazırda öğrenci olarak okuyorsanız ve İK’nın en önemli konu başlığı olan network sağlamak için İK Yüksek Lisans/EGE Üniversitesi whatsapp grubuna katılmak istiyorsanız benimle iletişime geçebilirsiniz.

Saygılarımla,
İK Gönüllüsü



Devamını oku... »